
Sabah kalktım ve direncime ve bana ısrarla başka şeyler yapmamı söyleyen zihnime rağmen oturdum. Nereye mi? meditasyon minderine…oturdukça oturdum, düşünce saldırısı başladıkça duruldum…:)
“Nefes alan kim?”diye sordum; ve izin verdim sonra nefes alan her kimse o izlesindi düşünceleri…
şimdi de nefes alan mı yazıyor, bilmiyorum…balkondayım, mayısın kokusuna dünkü yağmurdan sebep toprak kokusu karışmış durumda…bir tarafım diyor ki yazmaya bile gerek yok, yazınca bozuluyor meditasyon hali…”en güzel şeyler anlatılamaz olanlardır” diyen Campbell geliyor aklıma ama diğer yanım diyor ki paylaşırsan çoğalır…ya sana ilham verenler olmasaydı, mesela Campbell konuşmasaydı diyor..ya da sen Alan Watts’dan Zeni hiç dinlemeseydin…anlatılması kelimelerle zor bir hal çünkü
Yine de şu anda neler olup bitiyor diye soruyorum bende: sabah meditasyonundan bana kalan “nefes alan” burada…mayıs aromalı toprak kokusu zihnimi ele geçirmiş durumda…var olmanın ve yazı yazmanın tadını çıkarıyorum bir yandan…kendi kendimize sürekli konuşmasaydık zihnimizin içinde, hayat ne kadar taze olurdu değil mi diye düşünüyorum…
merak hali baskın olduğu için, zihnin her zamanki döngülerinden biri değil bu düşünme hali farkındayım…daha önce hiç bu “şimdiyi” yaşamamış olduğumun bilincine tekrar tekrar varıyor ve heyecanlanıyorum 🙂
yan komuşumun günaydınıyla birlikte yazımı beklenmedik bir şekilde sonlandırıyorum sonra…