
Eski bir yaranın içinizden çıkıp gittiğini, hatta kanatlanıp uçtuğunu nasıl anlarsınız? 🙂
Yine tetiklenebilirsiniz aynı konuda; ilk başta…: aniden, bir çırpıda; zihnin olağan kaç/saldır/don komutundan dolayı ama takip eden dakikalarda, saatlerde, günlerde zihniniz konuşsa bile kutsal bedeniniz ön plandadır; kutsal bedeniniz yani, andaki (“geçmişten bir sahneye, yaralayıcı bir cümleye, bir harekete ya da gelecekteki umut edilen/hayal edilen daha ideal bir hale bağımlı olmayan”) ruhu içinde, bir tapınağın ev sahipliği yaptığı gibi barındıran siz. Evet o ön plandadır ve zihin zorlayıcı sahneler, hisler sunsa da, alanı genişlemiş olduğu için sadece bakabilmektedir; hakikaten ne kadar da keyiflidir sadece bakabilmek değil mi? “Ben bundan ibaret değilim” güdüsü benliğe yerleşmiştir bile…Hatta bir tarafınız her denilene inanan, içselleştiren, kendini değersizleştiren, başka insanların gözünden gören yaralı versiyonunuza “komikmişim” bile diyebilir…:) Adım adım olur bu. Bir sabah aniden tüm yaralarınızdan arınmış bir şekilde uyanmayacaksınız. Hatta iyileşme diye bir şey bile olmayabilir bu açıdan bakıldığında; gitgide içerideki “hiç acı çekmemiş ruhani kalple, içeride çabasız ve kendiliğinden devam eden canlılıkla, kalp atışıyla, dolaşan kan ile, diğer beden suları ile daha aşk dolu bir tanış olma halini anlarken kat edilen bir yol bu, son nefese kadar devam edecek olan. Ne kadar derinleşeceğiniz, ne kadar daha canlı hissetmek istediğiniz size bağlı…
Yol ilerledikçe sabahlarım daha ne kadar berrak, gecelerim daha ne kadar derin olabilir bu yeryüzünde diye sorarken bulacaksınız kendinizi belki de…ve sonra tüm yaranız berenizle “iyi ki” diyeceksiniz; iyi ki yeryüzündeyim.
Ve sonra “hangi çatlaktan ışık ya da su misali sızabilirim de şifa olurum?” derken bulacaksınız kendinizi.
🤍